Bakışlar tırnak

“Tırnak kraliçesi olarak nitelendirilen Lee Redmond, upuzun tırnaklarına rağmen ev işlerini aksatmadan yapabildiğini, bulaşık yıkadını, makası eline geçirmesinin zaman almasına rağmen oğlunu tıraş edebildiğini belirtirken, giyinirken zaman zaman zorlandığını söyledi. ... Gittiği kuaförde şaşkın bakışlar ... Kaş & Kirpik & Tırnak Bakımları Kaş Laminasyonu Kaş laminasyonu, diğer adıyla kaş liftingi yâda kaş botoksu olarak bilinen bu yöntemde, keratin, vitamin, protein desteğiyle kaşlara yeni bir form ve hacim kazandırılmakta, efektif bir görünüm sağlanmaktadır. Rimel sürmeden daha dolgun bakışlar elde ederek, her daim bakımlı görünmek için ideal bir uygulamadır. Protez Tırnak. Her zaman her yerde kullanabileceğiniz güzel ve bakımlı görünen tırnaklara protez tırnak işlemiyle kavuşabilirsiniz. Lazer Epilasyon. Lazer epilasyonda seans miktarı, epilasyon uygulamasının yapılacağı ... Tırnak Süsü oyunu , OYUNLAR 1 oyun Makyaj Oyunları 07.Eki.2020 - Yasemin Karagözler adlı kişinin Pinterest'te 135 kişi tarafından takip edilen 'Rengarenk makyaj' panosunu keşfedin. Rengarenk makyaj, Makyaj, Tırnak hakkında daha fazla fikir görün. En sevdiğimiz maskaralardan olan Paradise maskara, renkli maskaraları ile bize adeta mest etti!L'Oréal Paris Paradise Maskara'nın 3 farklı rengi sayesinde göz makyajında daha keyifli ve farklı görünümler ortaya çıkabiliyoruz. Dalgalı, ortadan basık ve ultra konforlu fırçası sayesinde kirpiklerimiz hacimle uzuyor ve istediğimiz renge anında bürünüyor. Suya dayanıklı ya da kirpik besleyen, uzatan çeşitleriyle kirpikleri belirginleştirmeye yarayan maskara ürünleri şimdi kampanyalı fiyatlarla T-shop'ta sizleri bekliyor! Stüdyomuzda Kalıcı Makyaj, İpek Kirpik, Protez Tırnak, Kirpik Perması, Cilt Bakımı, Profosyonel Makyaj, İğneli Epilasyon hizmetlerini vermektedir. Bu sayede tırnak üzerindeki düzensizlikler de giderilir ve ojeye zemin hazırlanır. ... Ayrıca kaş vitamini, kirpik botoksu, kirpik liftingi gibi uygulamalar da yapılmaktadır. Bu sayede kusursuz bakışlar, daha göz alıcı bir görünüm elde etmek son derece kolaydır. zaman: Bu sayede tırnak üzerindeki düzensizlikler de giderilir ve ojeye zemin hazırlanır. ... Ayrıca kaş vitamini, kirpik botoksu, kirpik liftingi gibi uygulamalar da yapılmaktadır. Bu sayede kusursuz bakışlar, daha göz alıcı bir görünüm elde etmek son derece kolaydır. zaman:

Kırmızı Oda

2020.10.05 18:06 ArsenicW Kırmızı Oda

Bir başka yarındı bugüne uyandığı. Çalar saatin o’nda takılı kalması, durdurmuştu on’da zamanı. Susturmuştu odanın duvarlarında yaşamakta olan haykırışları, her biri başka bir insanın yankısı, başka bir geleceğin sanrısıydı. Hazırlamalıydı kendini, ‘’Bugün büyük gün!’’ diyerek kaldırmalıydı bedenini ve çeki düzen verilmiş olmalıydı hisleri. Histeri bir şekilde de olsa terketmeliydi kimliği, bu kez başka biriymiş gibi davranmalı, uzaklaşmalıydı. Gandhi’nin öldüğü sene, Polaroid çıkartırken ilk şip şak makinesini, bunun bir mucize olduğunu tekrardan yinelemeliydi dudakları; tarihte ilk kez bir kamera, fotoğrafları anında basabiliyor, yakalıyordu zamanın ritmini, unutmana izin vermiyordu ne de olsa her şeyi. Sağ omzunu dolabın yanındaki odaya çevirdiğinde çehresi; koyu perdelerin içerisinden sızmayan parıltı, gölgelendiriyordu her bir kareyi, odanın kapısı altından vuruyordu loş ışığın rengi:
Kırmızıydı, kızıla çalan, çatlamış bir dalga boyu; akıyordu anılarından, pıhtılaşıyordu odada ve yıkanıyordu günahlarla. Küçük yaşta başlamıştı kana olan susamışlığın ızrarı aslında. Cumhuriyet Köprüsü’nün epey uzağında, Tavşantepe’de atılan adımlar yoruyordu yokuş yukarı. Küçük adımları vardı kadının; sırtını örten saçlarından salınan güneşin parlaklığı ve hayaller kurduracak kadar gerçek bir gülümsemenin hatları. Göz kapaklarında saklanan ışığın sokakları aydınlatması ve dağıtıyor olmasıydı karanlığı. Cennet ve cehennemi aynı anda yaşatan varlığı ve inançsız bir kimse için Tanrı’nın ispatı gibiydi getirdiği baharı. Yalnız hep kıştı onun için hayatı ve kıyısında yer alıyordu bir dehlizin, uzuyordu gözlerinde.
Aralandığında kapakları o günde, ‘’Değiştim,’’ diyerek uzanıyordu öğütülmüş kahve çekirdeklerine. O esnada duvardaki rafların en ulaşılmaz köşesinde, George Dickel bakıyordu şişeden, kömür filtrelerinden dökülüyordu Tennessee nehrine. Bir kez göz göze gelmelerinin ardından, çevirdi başını pencereye ve eline aldığı fincanı götürdü dudaklarına yeniden. Sıhhiye metrosu geçiyordu; raylardaki titreşim sarsıyordu daireyi, dün uyandığında Maltepe peronları çarpıyorken gözüne, kapalı bir hava, bulutlu bir gök yüz sıkmıştı elini tanışmak istercesine, dercesine idi bu yüzden tüm gelgitler. Yirmi dokuzunca ayetinde o surenin, birlikteydi kadının adı ve o eşsiz gürültüsüyle gökler. Galena kutusunda yer alan neşter ve yanı sıra bisturi uçları zeminde. ‘’Ardımda bırakmamalıyım,’’ dedi öncesinde, bir gece ötesinde gördüğü rüyayı aklına getirdiğinde, o kapının açılmaması gerektiğini biliyordu içten. Nevroz sarıyorken kaygıları, sahnelendi zihninde en köhne köşeye bırakılmış rüyanın kalıntıları. Bir hıçkırık sesine uyanıyordu üçü geçtiğinde yelkovan ve akrep yeni tamamlıyordu zodyağı. Vega boğulurken eflatuna, kaldırıyordu bedenini yatağı, yaklaşıyordu yüzü tavana, çevrilmiyordu sağa ya da sola. Kırmızı odanın eşiğinden, çürümüş et kokusuyla beraber akıyordu kanlar. Hıçkırık sesi bir uğultu halini almıştı o an; bir kaç yıl önce kaybettiği teyzesi, babası ve halası gelmişti aklına. Sadece biri olsa da gözyaşlarında, başka bir boyuttan yardım alabileceğini düşünmüş olabilirdi bakıldığında. Kıpırdayamıyordu, bir halatla bağlanmış gibiydi limana, havada asılı duran bedeni hareket edemiyordu. Bir güç çevirerek yüzünü, bir yanardağdan yayılan lavlar gibi ilerleyen kanın koyuluğuna bakmasını istiyordu. O esnada boynundaki kıkırdak dokunun sesini dahi hissetmişti, bir reçel kavanozunun döndürülerek açılıyor olmasındaki tınıya benzerdi. Bir kaç amperdi, vücudundaki akımın şiddeti, içindeki korku ile büyüyor, büyüdükçe de küçülüyordu gözleri, bakmak istemiyordu daha fazla. Aynı güç buna da engel olmalıydı ki, pıhtılaşmış kan yükselerek bir yüz halini alıyor ve gözlerini ayıramıyordu ondan. Tanıdıktı adam; belirmekte olan sima yabancı değildi asla. ‘’Seni tanıyorum,’’ demeye kalkıştığında, henüz çözünmemişti dudakları ve gürültü eşliğinde yerçekimi çalışmaya başlamış, düşmüş, kapaklanmıştı yüzü koyun halıya, kan banyosundan farksızdı dört duvar. Ayağa kalkmak istemişti, zemin o kadar kaygan olmalıydı ki, yalnız birkaç başarısız girişimdi denediği. Esnemekteydi kemikleri, bir epilepsi hastası gibi gerilmekte olan vücudu, sersemletmişti hisleri. Difteri olmuşçasına güçlük çekiyordu yutkunmakta ve lenf bezleri şişkin, konuşamıyordu asla. Çıkmalıydı kabustan; bu eski yapıdaki apartman dairesinden çıkmanın tek yolu koridora açılan kapı olmasına rağmen, kırmızı oda aralanıyordu o esnada, artıyordu çığlıklar zihninin kalabalık ortamlarında. Bir bütün halini alan kan parçacıkları, gördüğü sima dışında bir bedene bürünüyordu o an. Uyanmalıydı; vitrinin üzerindeki ayna yere düştüğünde irkildi önce, kesik bir parçayı eline aldığında ise aklını kaybedecek gibi hissetti kendisini göremeyince. Ardında yükselen bir beden ve aynada gördüğü bir başkası, ona ait olan hiçbir şey yoktu o rüyada, başka bir aklın çıkmazı olmalıydı bu yansıma.
Çıkardı, attı o geceyi kafasından; bisturi parçalarını toparladı önce, özenle yerleştirdi kutusuna. Düzenledi nevresim takımını ardında ve kırmızı odanın asma kilitini kontrol etti tekrardan. Amerikan mutfağın üzerinde yer alan fincan ve kupaları yerleştirdi yerine ve koridora açılan kapıya dokunduğunda, son kez baktı geriye. Her şey tamamdı, çıkardı bedenini daireden ve uzandı güneşin yakıcı nefesine.
Ardında anahtarlar temas etti kapının kilidine, aralandı geceye, içeri uzandı adamın bedeni ve sert bir biçimde kapattı kapıyı. George Dickel’ı aradı gözleri, bulduğunda bir kadeh, kullanmayı bile düşünmedi. Acılığı hissetti içinde, yanmayı; yakılmayı düşledi ertesinde, toprağın üzerine örtülmesinden, yavaşça çürüyecek olmasındansa, alevin maviliğinde parlamalı, erimeliydi. Tükeniş bir okyanusun derinliğinde olsa da, boğulmaktansa ateşlerin içerisinde olmayı yeğledi. Gözleri aradı neşteri, bulamıyorsa da nereye koyduğunu, aramak için onu üşendi. Bakındı etraflıca, ‘’Ay bu gece daha parlak,’’ diyerek kapattı perdeyi, pencerenin eşiğinden ise rüzgar fısıldıyordu adeta ve rahatsız ediyordu düşünceleri. Düşleri bir yandan, düşledi kadını o anda. Asma kilide takıldı gözleri, ‘’Garip şeyler oluyor,’’ diyerek kaldırdı bedenini, birkaç uğraş ile açmayı denedi. Luka yedide bahsedilirdi ve dirilmişti biri, Ra’d suresinde de anlatıyordu diyerek, kadının anahtarı nereye koyabileceğini düşündü sesli, bir sinir harbinin ötesinde, kadının bu denli grift olmasınaydı sözleri. Özveri, özünde sahip olduğu bir nitelik değildi, kaçışların ve tembelliğin izlerini taşırdı adamın zihni. Gizli de değildi; kırmızı odanın içerisinde yer alan ilahi gücü hissetmişti. Bir yaşamı ellerinde tutuyor olmak, önce Tanrı’yı yaratmak ve ardında yok etmek hepsini. Göz kapağının üzerinden beyne ulaşarak, söküp çıkarmak ilahi kudreti, fikirleri ve kimliği. Limbik lobun içerisinde yer alan tüm o zayıflığı köreltmek ertesi. Bu yüzden açılmalıydı o kapı ve bu sebeple bulmalıydı anahtarı. İlk doğduğu gece canlanırken zihninde, asla vazgeçmemeli, bırakmamalıydı doğuşları.
Şahit olmuştu; bir Ekim gecesinde ıssızdı sokağı, yanmıyordu lambaları ve ıslaktı kaldırımları. Siyah puantiyeli eteğin üzerinden, tunik bir gömlek salınıyordu adamın. Kaçınıyordu sorulardan; yanında otuzlarında bir genç, gecelerin ne denli korkutucu olduğundan bahsediyordu ona. O sıra, evin hemen sokağın sonunda olduğunu belirtmiş ve bir kahve eşlik edebilir demişti akşama. Üç ya da dört damlaydı fincanda; en geç beş dakika içerisinde gencin gözleri derin bir uykyuya dalacak ve açılmayacaktı bir daha.
Kırmızı oda; birkaç metrekare içerisine sığdırılmış dünyalar, fotoğralar ve anılar. Fırınlanmış gürgen ağacı ve pas tutmayan krom, çelik ayakları. Tahtanın üzerine yatırılmış bir beden ve öncesinde dizlerinden kopartılmış uzuvları. Solunda odanın duvarında, lekeleri kanların, sağında yaşamın kıyısında, şapeli Dali’nin ve ayini sonbaharın. Son akşam yemeği Salvador’da ve Washington sanat galerisinde sergilenen bir tablodandı aktarım. Sapma noktasının çok uzağında bisturi parçaları ve lobotomi için gerekli bir çekiç ve buz kıracağı. Hazırdı, adam gecenin o dehşet verici saatlerine ulaşmadan, ‘’Fulton haklı, saflaştırmalıyım insanı,’’ diyerek gencin şakağından, uzandı odalarına aklının. Bir hastalıktı her birinde, yayılıyordu; zihnin en köhne yerlerine gizlenerek, kirletiyordu fikirleri, bir Pazar ayininde görülüyordu. Nefret örtüyordu üzerini; bir kadını seviyorsa da kadın, hastalıktı yalnız, bir rahibi öldürüyorsa da adam, çıkarıp, kopartılmalıydı bu lanet ansız. Dahası vardı; bir korkuysa şeytani her bedenden, bir sevgiyse haddinden fazla gösterilen, yok edilmeli, alınmalıydı zihnimizden. Freeman gibi, önce göz yuvasından girmeliydi buz kıracağı içeriği, ardında beynin ön lobundaki korteksin kesilmesi gerekirdi. Arınmaktı geçmişten ve kurtulmaktı bir hastalık olarak adlandırılan her etkiden. O esnada tepkiden müzdaripti genç beden, lokal anestezi dahi uygulanmamış, antipsikotik bir ilaçtan dahi alınmamıştı yardım. İlk gecesiydi adamın, dikkatsiz ve dağınıktı sanrısı. Tanı koymuş olsa da insanlığa, tartamamıştı ne noktaya kadar gideceğini ve nerede durması gerektiğini bilmiyor gibi davranmıştı ertesi, bu yüzden küçük kırmızı odanın, Keller projesini yaşatmak için, ufak, sanayi tipi bir fırını vardı. Odanın kapısı aralandığında, tam olarak karşında yer almakta, kapağını açabilmek için ise, biraz eğilmeliydi bir yanı. Heimolen kadar olmasa da ocağı, Gent’in çok uzaklarında yaşamı sonlandıran bir başka mimariydi yapısı. Parçalamalıydı; başarsızlığın ardında önce ayaklar, ardında kollar yakılmalı, yanmakta olan uzuvların turuncuya dönerek harlamasını izlemeliydi bakışları. İlk kez uyanmıyordu biri ve arınması için tamamen kül olmalı diye düşünürdü adamın zihni. Belki küllerinden doğacak bir Anka, ya da Aralık’ta tekrar dirilecek olan bir Mesih düşüncesiydi hata. Hala günahlarından kopartmak için uğraşıyor olsa da her birini, ellerindeki kanın kokusu çıkmıyordu asla ve unutamıyordu o geceyi. Başarısız bir lobotomi ardında, anatomiyi de incelemek istemiş ve yanlışlıkla kan banyosuna çevirmişti evi. Farklı bir hazzın üzerinde oluşturduğu hissi, erişilmesi güç bir zevkin doruklarını yaşar gibi dillendirmiş ve kalbin tadının nasıl olduğunu dahi merak etmişti. Dahmer tadın fleminyonu andırdığını söylemiş olsa da, Sagawa tatsız ve tuzsuz olduğundan yakınmıştı zamanında, Nelson gibi barbekü sosuna ihtiyacı olabileceğini dahi düşünmüştü adam. Kırmızı odada tanrıyı oynuyor olsa da, şeytanı hiç getirmemişti aklına; hiçliği bu denli enjekte etmeye çalışırken kurbanlarına, bir amacı vardı, bir doğum için birilerinin son verilmeliydi yaşamına. Bulmalıydı anahtarı, yoksa yozlanmış bir topluma gösteremeyecekti ışığı, kırmızıydı.
Kızıla çalan, tarif edilemeyen bir rengin yoğunluğuydu aksanı; dönüyordu çarkları, yeni bir ruhun daha kurtarılması gerekiyordu odada, kadının saklamış olduğu anahtardı cenneti dünyaya getirecek olan. Adamın ak düşmüş sakallarından dökülüyordu çavdar, bir iki damla, şişede durduğu gibi durmuyordu asla. Koridora çıkacak ve merdivenlerin hemen yanında bulunan yangın dolabındaki baltayı alacak ve biraz gürültü olmasına izin verecekti ardında. Odanın kapısına vurduğu her darbe ile kutsal bir gücün içine dolduğunu hissedecek ve uzanacaktı bir meleğin kanatlarına. Durmadı adam, defalarca yükseldi göğe balta ve bir hışımla saplandı kapıya, parçalara ayırdı. Göz bebeklerinde büyüyen delilik, aklını kaçırmış bir insanın bakışlarından çok daha fazlasıydı. Tanrısıydı bu küçük dünyanın; gecenin karanlığına, odanın ardına araladı kapıyı ve içeri girdi sanrıları.
Güneş doğdu batıdan o esnada, ardından koridora uzanan kapı açıldı kadın tarafından. Zeminde kırık cam parçaları ve yanı sıra halının üzerinde boş bir viski şişesi, mutfağın yanına bırakılmış kavanozlar ve içinde bilyeye benzer yansımalar. Sonuna kadar açıktı oda, kilidi ile beraber duruyordu halıda. Bir hışımla koşuyordu cama, perdeyi açıyordu sonuna kadar. Biraz daha aydınlık, soluyabileceği kadar temiz bir hava yoktu bakıldığında, nefesi dahi kokuyordu odanın. Çürüdüğünü hissediyordu kadının bir yanı, bir tarafı hala orada, ürkek bakışlar ile yaklaşıyordu odaya. Dün gece gördüğü başka bir kabus geliyordu aklına, başka bir yaratık peşini bırakmayan. Bir polaroid makina ardında, çekilmiş fotoğraflardı duvarda asılı duran.
Gözlerini açıyordu henüz sabah olmadan; tıpkı bugününde var olduğu gibi, gecesinde de kırık kapı, elinde bir balta, ancak çalışmıyordu yangın alarmı. Kasap tahtasının üzerinde durmakta olan bir uzvuydu insanın, yarımay şeklindeki lunuvalar kazınmış ve uca doğru kıvrımlar oluşturmuştu kanca tırnağı. Gürgene kapaklanmış şekilde duran elin, eskikti bir kaç parmağı. Çokça zamanını almamıştı kesilmiş ve köşeye atılmış diğer parçaları bulması. Fotoğraflara bakmıştı sonrasında, nedense pek şaşırmış gibi görünmüyordu rüyada. Bir çok erkek bedeni vardı tonlamada, kimi siyah, kimi beyazdı ışığın yoğunluğunda. Yüzleri olmadığı için çıkaramamıştı hiçbirini, hayal dahi edememişti kimliklerini. Salvador Dali’nin tablosuna baktıkça asılı karelerin üzerinde, mandalların daha sanatsal bir görsel oluşturduğunu düşünmüş, küçüklüğünde de yaptığı gibi, parmaklarının üzerine yerleştirmişti herbirini. Bir kukla sanatçısını andırırcasına oynatıyordu eklemlerini, gezindiriyordu odada. Koparılmış ele dokunduğunda ise teni, kendisini, sağındaki fırının sıcaklığına kaptırmıştı bakışları. Bir anne yüreği gibi, ısıtmıştı benliğini, sanki arkasında yükselen bir opera, salınmasını, dans etmesini istemişti. Süzülmesini; bir sonbahar yaprağı gibi ayrılmasını dallarından, sürüklenmesini rüzgarla. Bir önceki gecede gördüğü o kabusa karşın, mutlu bir tablonun içerisinde yer alıyor, sanki mutluluktan yerden kesiliyordu ayakları ardında. Ancak kısa sürmüştü bu furya; ‘’Hatırla,’’ diye yükselen bir ses duymuştu kabusta, arkasında, daha öncesinde olduğu gibi kanların arasından yükseliyordu bir adam. Tekrarlıyordu uğultuyu, ‘’Hatırla,’’ dedikçe vuruyordu duvarlara, savruluyordu kırmızı odanın dar ağacında. ‘’Ra’d, beni serbest bırak!’’
Tekrar irkilmesine sebep oldu bu yafta, rüyayı atarak aklından, yavaşça yakınlaşmasını sürdürdü odaya. Birkaç anı karışıyordu, karşılaşıyordu bir kaldırımın diğer ucunda, kararsız, kararlı bir tutum eşliğinde ilerliyordu oraya. Adımları eşiğine geldiğinde kapının, duraksamıştı kadın; bir bilinmezliğin içine dalmak, karanlığın koynuna sarılmak gibiydi her atım. Fotoğraf karelerinde yer alan cesetler, neredeydi şimdi? Yoksa bu ufak çaplı krematoryumun içerisinde mi erimişti, küllere mi dönüşmüştü her biri? Kök hücreleri alınarak o kimselerin, tekrar vücuda enjekte etmenin ardında yer alan, başarısız bir diriltme girişimi miydi yoksa kefensiz alevlendirilmesi? Yanıt bulamıyordu, belki kaçındığı, asla görmek istemediği kimliklerden, sahte anılar oluşturuyordu. Tanrı’yı oynamak, onu bir oyuncağa dönüştürüyor, El Hazret’in çıldırmasındaki gibi, bir başka dünya ile iletişim kurduğunu düşündürüyordu. Bir yanımsama doğrultuyordu belini, Nostradamus, ‘’Su hareketleniyor, limbe eteğinden ayağa, büyük bir korku, içten bir ses, farklı bir titreme, ilahi ışık, kutsal haber artık yanımda,’’ diye söylenirken harlıyordu bir anda alev fırında. Sonuna kadar açık perdeler kapanıyordu o anda, bir güç itiyordu kadını odanın karanlığına. O kırık, paramparça kapı, nasıl olduysa, bedenin içeri girmesiyle kapanıyordu arkasından. İlk gecesindeki gibi, o loş kırmızının içindeydi şimdi; bilmediği bir dildi kulaklarında, mandallar ile asılmış fotoğralar düşüyordu ayaklarına. Her birinin arkasında ibranice yazılar vardı baktığında, ‘’Hayom, etmol,’’ gözlerine çarpandı, dün aslında bugün ve birdi Tanrı’nın evi; kitapları, herbiri onun eseriydi yalnız. Çınlıyordu kulaklarında çığlıklar, ‘’Kama zman ata nish’ar?’’ ve yanıt veriyordu kadın uğultuya: ‘’Çok kalmayacağım,’’ diyordu o esnada. Deprem oluyorcasına sarsılıyordu bedeni, kırmızı odanın duvarlarından çıkmaya çalışıyordu ölülülerin neferi, tırnak gıcırtıları duyuluyordu, sanki duvarın içerisinde yaşıyordu herbiri. Tüm o korkunç anılar sarıyordu çevresini; bir otel odasında ölü bulunan büyük eniştesi ve masasında açık kalmış yeni ahit, kanonik incili Luka, yedinci parafın ışığında, öldüğünde geri gelmeyen bir başka yaşam. Kadının zihnindeydi onlar, tüm ölülerin onunla yaşadığını düşündürüyordu aklına, türlü oyunlar oynuyordu şeytan ve sarılmasını sağlıyordu aldanmaya. Bir ses duyuyordu kapının ardından, biri, sanki birileri zorluyordu açmaya. Tiz bir adam sesi, ‘’Nereye saklamış olabilir anahtarı?’’ diye inletiyordu içeri. Geriye çekildi, kendi omuzları düştü üzerine, sarıldı kendisine kadın, kapadı gözlerini sessizce.
Gecenin karanlığına, odanın ardına aralandı kapı, bir sanrı, henüz teşhis koyulmamış bir vakada yer aldı adamın adı; kadına baktı, kadınsa ona.
Adam kanlar içerisindeyken akşamında, göz bebekleri dokundu yalnızlığa. Her birimizin içinde vardı yaşattığı bir başka, bir biz daha. Kadına baktı, kadınınsa kapandı gözleri ardında.
submitted by ArsenicW to okuryazar [link] [comments]


Kabirdekilere Selam Ver Duası Da Var Ama Alma - Cübbeli Ahmet Hoca PastelCosmetics - YouTube Hyasminbeauty - YouTube Tiktok HAYAT HİLELERİ Denedim... (ÇALIŞIYOR 😱) - YouTube Prof Dr Abdulaziz Bayındır Laiklik Şirke Düşürür Mü Kolonya Kullanmak Caiz midir? ~ İhsan Şenocak Hoca kalplerin mühürlenmesi ne anlama geliyor Aslı olmayan hurafeler

Dünyanın En Uzun Tırnağı Tırnaklarının Uzunluğu 7 Metre

  1. Kabirdekilere Selam Ver Duası Da Var Ama Alma - Cübbeli Ahmet Hoca
  2. PastelCosmetics - YouTube
  3. Hyasminbeauty - YouTube
  4. Tiktok HAYAT HİLELERİ Denedim... (ÇALIŞIYOR 😱) - YouTube
  5. Prof Dr Abdulaziz Bayındır Laiklik Şirke Düşürür Mü
  6. Kolonya Kullanmak Caiz midir? ~ İhsan Şenocak Hoca
  7. kalplerin mühürlenmesi ne anlama geliyor
  8. Aslı olmayan hurafeler
  9. Eylem Aktaş - Söyleyemedim - YouTube
  10. Ebu Ubeyde - Hayızlı Kadının Tırnaklarını kesmesi veya Tüy alması caiz midir ?

Tırnak kesme etek traşı vs kaç günde bir yapılmalıdır? ... 5:48. Yeni Bakışlar 7 Mayıs 2016 (Cübbeli Ahmet Hoca) - Duration: 3:42:15. Habertürk TV 434,323 views. 3:42:15 This video is unavailable. Watch Queue Queue. Watch Queue Queue Takip etmek için: https://goo.gl/dsRjin Spotify: https://goo.gl/KQxeLw Fizy: https://fizy.in/DSVZK Apple Music: https://goo.gl/2rb4Go Muud: https://goo.gl/L3... UBC Medicine Neurology Clinical Skills - Motor, Sensory, and Reflex Examination - Duration: 16:00. UBC Medicine - Educational Media Recommended for you Ben Enes Batur , TikTok'ta yapılmış gerçek hayat hileleri denedim ve onlara puan verdim. Bazıları çok iyi işe yararken bazıları başarısız oldu , güzel ve eğl... This video is unavailable. Watch Queue Queue. Watch Queue Queue A TALKING WITH A DOCTOR WHO BECAME A HAFIZ AFTER HIS 40! (How To Memorize The Quran) - Duration: 18:32. Sözler Köşkü 1,326,099 views Yeni Bakışlar 7 Mayıs 2016 (Cübbeli Ahmet Hoca) - Duration: 3:42:15. ... Hanımların Özel Günlerinde Tırnak vs Kesmesi Caiz Midir - Duration: 0:41. Masum Bayraktar 23,106 views. İpek Kirpik, Protez Tırnak, Kalıcı Makyaj, Saç Simülasyonu gibi spesifik güzellik uygulamaları hakkında bilgi alabileceğiniz Hyasminbeauty'nin resmi kanalıdı... Pastel'le Güzelliğinize! www.pastelshop.com facebook.com/pastelcosmetics twitter.com/pastelcosmetics instagram.com/pastelkozmetik pinterest.com/pastelcosmetics